Bahadır Çalışkan - Blogcu

Bahadır Çalışkan

15/11/2006 - İdrar kaçırma

Kategori: Cocuk Cerrahi

          Kontrolun kazanılması gereken yaştan sonra idrarın tutulamaması haline denir.Enürezis çocukluk döneminde en sık saptanan idrar yapma fonksiyon bozukluğudur. İdrar kaçırmanın enürezis olarak kabul edilmesi için takvim yaşının en az 5 olması ya da eşdeğer bir gelişim göstermesi gerekmektedir.

q       Gece idrar tutulamaması  (Enürezis noktürna) (Sleep wetting)

q       Gündüz idrar tutulamaması  (Enürezis diürna) ( Awake wetting )

q       1 yıldan daha uzun süre kaldıktan sonra  tekrar başlaması (Sekonder enürezis ) (Olguların % 20-25 ‘i)

           Noktürnal enürezis

5 yaşın altında ayda 2 den fazla olan gece idrar kaçırması haline denir. Kız çocuklar mesane kontrolunu tam olarak 5 yaşında, erkek çocuklar ise 6 yaşında sağlayabilmektedirler

6 ay sonra voiding refleksinin bilinçsiz olarak inhibisyonu ile idrar yapma sıklığı azalır ancak mesane kapasitesi artar. 1-2 yaş arasında mesane dolgunluğu bilinçli olarak hissedilir ve istekli kontrol başlar. Mesanenin herhangi bir miktarda idrarla dolu olduğunda, isteyerek idrar tutma veya yapma 2-3.yıllarda kontrol edilebilir. Erişkin tipi idrar kontrolu 4.yaşta kazanılır.

Mesane ile barsak kontrolu arasında şu şekilde bir ilişki vardır.

Önce gece barsak kontrolu ® Gündüz barsak kontrolu ® Gündüz mesane kontrolu ® Gece mesane kontrolu kazanılır.

Özet olarak, çocuklarda mesane kontrolu 3 aşamada olmaktadır. İlk evre 0-2 yaş arasında izlenir ve idrar yapma refleks tabiattadır. Mesane dolumu refleks olarak boşalım tamamlanıncaya kadar detrusor kasın kasılmasına neden olur. 2-3 yaşlarında çocuk idrar yapma isteğinin farkına varmaya başlar, fakat idrar yapma hala kontrolsuzdur. 3-4 yaşlarında çocukların çoğu idrar yapmayı kontrol altına alabilmektedir.

4 yaşındaki çocukların %30 da, 6 yaşındakilerin % 10 nunda, 12 yaşındakilerin % 3 de, 18 yaşındakilerin % 1 de noktürnal enürezis saptanır. Bu oranlar, toplumun gelişmiş veya az gelişmiş olması ile ilgili değildir. Enürezis noktürna’lı olguların % 10-15 inde aynı zamanda diürnal enüreziste mevcuttur. Noktürnal enürezis erkek çocuklarda ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocuklarında daha sık olarak saptanır. 

Etkenler:

Enürezis bir hastalık durumundan ziyade bir semptom olarak algılanmalıdır. Primer enürezis bir hastalık değil, normal mesane kontrolünün bir varyasyonu olarak kabul edilmelidir. Kendiliğinden düzelme şansı yüksek olup, emosyonel ve psikolojik problemler neden olarak kabul edilmemektedir. Etyolojide yer alan faktörler Tablo-1 de görülmektedir.

a-Nörofizyolojik matürasyonel gecikme

b-Anormal uyku durumları

c-Çevre stressleri

d-Psikolojik faktörler

e-ADH ın anormal sirkadyen ritmi

f-Genetik predispozisyon

e-Organik üriner sistem hastalıkları (%1 vakada)

1-Üriner sistem enfeksiyonları

2-Genito-üriner sistem anormalikleri

. Mesane boynu darlığı

. Ektopik üreter

. Posterior üretral valv

f-Diğer sebepler

1-Poliüri  (Diabet, orak hüc.anemi, diüretik kullanımı)

2-Renal yetmezlik

3-Renal tubuler hastalık

4-Nörolojik bozukluklar (Meningomiyelosel, nörojenik mesane, spina bifida)

5-İrritan gıdalar

6-Parazit

7-Adenoid vejetasyon

 

Matürasyon gecikmesinde genetik faktörlerde etkilidir. Enürezis noktürnası olanların yakınlarında enürezis görülme sıklığı daha fazladır. Her iki ebeveyni enüretik olanlarda enürezis görülme sıklığı %77, anne veya babanın biri enüretik ise bu oran %46 dır. Aile öyküsü olmayanlarda ise %15 oranında görülmektedir. Baba ve erkek kardeşte varsa %30, anne ve kız kardeşte varsa %20 oranında enürezis görülme şansı vardır.

Enüretiklerde altta yatan belirli bir psiko-patoloji yoktur. Strese bağlı enürezis genellikle aralıklı ve geçicidir. Eğer kalıcı olarak devam ederse, yetersiz veya uygunsuz tuvalet eğitimi söz konusudur.

Eskiden beri idrar kaçıran çocukların derin uykuları olduğu bilinir.  Ailelerin çoğu çocuklarının zor uyandıklarından yakınır. Ancak bazı olgularda böyle bir sorun yoktur. Enüretik olguların altlarını ıslatmaları uyku esnasında olduğu için uyku bozukluklarının enüreziste rolü olabileceği düşünülmüş ve yatak ıslatmanın bir uyanma bozukluğu olduğu ileri sürülmüştür

           TANI

Enüretik olgular ayrıntılı öykü, fizik muayene ve laboratuar araştırmaları ile değerlendirmeye alınmalıdır.

* Enürezis sıklığı,tipi

* Günlük idrar sayısı

* Ayrıntlı idrar yapma paterni (urgency,dizüri,damlama tarzında idrar yapma gibi)

* Tuvalet alışkanlığı

* Önceki idrar enfeksiyonu episodları

* Enüretik ebeveyn ya da kardeş varlığı

* Psikolojik ve aile hikayesi

* Enkoprezis ve konstipasyon   varlığı sorgulanmalıdır.

 

TEDAVİ

Enüreziste genellikle spontan düzelme olur. Bu remisyon yaş ile doğru orantılı olarak artar. 5-9 yaş arasında spontan düzelme oranı her yıl % 14, 10-19 yaşlar arasında ise % 16 dır. Olguların % 50 si 4 yıl içinde kuru hale gelir. Bir başka deyişle, bir çok çocukta enürezis ne organik ne de psikiyatrik bir bozukluktur.

Çocuk aileye problem oluyorsa tedavi düşünülmelidir. Buna göre 5-6 yaşından önce tedavi nadiren gereklidir.Tedavinin zamanlaması ve tipi hastaya göre değişir. Bu çocuklarda tek tip tedavi faydalı olmayabilir. Komplike vakaların tedavisi sebebe yönelik olmalıdır. Komplike olmayan vakalarda tedavi yaklaşımları şu şekildedir.

a-Motivasyon (Tedavi oranı %25)

b-Mesane egzersisleri (Tedavi oranı %35)

c-Alarm cihazı kullanımı (Tedavi oranı %70)

d-İlaç tedavisi (Tedavi oranı %25)

Tedaviye başlamadan önce aile ve çocuğa enürezis hakkında tüm bilgiler verilmeli, tedavinin uzun süreli olacağı ve sabırlı olunması gerektiği ve onların istekli katılımı olmadan bu tedavide başarılı olunamıyacağı çok iyi bir şekilde anlatılmalıdır.Tedavinin her aşamasın da aile ve özellikle çocuğun aktif olarak katılımı şarttır.

Mesane egzersizleri çok yararlı olur. Normal mesane kapasitesi 10ml/kg veya her yaş için 1-1.5 ons'tur. Önce idrar miktarı (bir kezde) bir kap ile ölçülür. Mesane kapasitesi ufak olanlara gün içinde bol su içirilerek idrar yapma aralıkları yavaş yavaş mümkün olduğu kadar uzatılmaya çalışılır. Mesane kapasitesi normal olanlarda ise idrar yaparken idrar tutma egzersizleri yaptırılır. Bu egzersis mesane spazmlarını durdurmaya yöneliktir. Her iki teknik aileye çok iyi bir şekilde anlatılmalıdır.

Alarm cihazı mesane egzersizleri ile cevap alınamayan vakalarda kullanılmalıdır. Alarm cihazı 8 yaşından önce kullanılmamalıdır.

İlaç tedavisi diğer tedaviler ile cevap alınamayan ve 8 yaşından büyük çocuklarda kullanılmalıdır. İlaç olarak trisiklik antidepressanlar (İmipramin), antispazmodikler (Oxybutynin) ve antidiüretikler (Desmopressin ) kullanılmaktadır..

Değişik yaş gruplarında bu tedavi yaklaşımlarından tercih edilmesi gerekeni şu şekildedir:

3-6 yaş arası             Motivasyon

6-8 yaş arası             Mesane egzersizleri

8 yaş üstü                  Alarm ve ilaç kullanımı

Mesane kapasitesi normal olan çocuklarda tedaviye kolay cevap alınırken mesane kapasitesi ufak olan ve aile hikayesi pozitif olan çocuklarda daha zor cevap alınmaktadır. İkinci grup çocuklarda 8 yaş öncesi %90 oranında cevap alınmaz.

 

Enürezis noktürnalı vakalarda ailelere verilecek faydalı öneriler

3-6 yaş arası çocuklarda

1-Yatmadan 2 saat önce sıvı alınması önlenmeli

2-Sabahtan öğleye kadar mesane kapasitesi arttırma çalışmaları yapmak amacıyla sıvı alımı arttırılmalıdır.

3-Yatmadan önce mesane mutlaka boşaltılmalıdır.

4- 4 yaşından sonra bez bağlanmamalıdır.

5-Bezli çocuklarda gece kalın bez bağlanmalaıdır.

6-İdrar kokusuna karşı yataklar plastik örtülerle örtülmeliidr.

7-Eşyalar ve çocuk sıkça yıkanmalıdır.

8-İdrar kaçırmadığında çocuk ödüllendirilmelidir.

9-İdrarını gündüz sık sık yapması öğütlenmeliidr.

 

6 yaşından büyük çocuklarda (Yukarıdakilere ilaveten)

1-Çocuğun mesane kapasitesi saptanmalıdır.(Her yaş için 30 cc dir. 6 yaşında 150-200 cc dir. 120 cc den az değerler küçüktür.)

2-Mesanesi ufak olanlarda gündüz saatlerinde idrarını tutabildiği sürece tutması söylenmeli,böylece mesane kapasitesi arttırma egzersizleri yapılmalıdır.10 saniyelik tutma idrar yapma hissini 30 dakika geciktirir.

3-Her idrar yaptığında miktar artarsa ödüllendirme yapılmalıdır.

4-Mesane kapasitesi normal olan çocuklarda idrara yaparken idrar tutma egzersizleri yapılmalıdır.(10 a kadar sayılarak)

5-Gece mutlaka uyandırılarak idrar yapmaya kaldırılmalıdır.

 

 8 yaşından büyük çocuklarda (Yukarıdakilere ilaveten)

1-Çocuğun mesane kapasitesi ufak ise ve gece kendi uyanamıyorsa alarmlı bir saat kullanması önerilmelidir.Yattıktan 3-4 saat sonrasına kurulmalı ve gece kalktığında ödüllendirilmelidir.

2-Ufak mesaneli ve gece kendi kendine uyanamayan çocuklarda seçilecek tek tedavi alarmlı yatakları kullanmaktır.

3-Önceki tedavilere cevap alınamayan vakalarda çocuk 9-10 yaşlarında ise ilaçla tedavi verilmelidir.

 

.

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/11/2006 - İnmemiş Testis

Kategori: Cocuk Cerrahi

           Testisin skrotuma inişi sırasında oluşan çeşitli etkenler nedeniyle olması gerekenden farklı bir yerde bulunmasıdır. Genellikle inguinal kanal içinde testise rastlanır.

            Normal testiküler iniş birçok faktörden etkilenir. Bu süreçteki herhangi bir anormallik infertilite ve malignensi riski taşıyan, kriptorşidizm de denilen inmemiş testise yol açar. Testisin inişi, endokrin, parakrin, büyüme ve mekanik faktörlerin henüz tam olarak aydınlatılamamış etkileşimi ile olmaktadır.

Testiküler hormonlar, androjen, hCG, büyüme faktörleri, gubernakulum, intraabdominal basınç ve patent bir processus vajinalis, testisin inişini etkileyen faktörlerden birkaçıdır.

Term bebeklerin %3’ünde ve prematürelerin %33’ünde görülür. Doğumdan sonraki 12 ay boyunca oran %1’e iner.

            Testis skrotumda palpe edilemez. İnguinal kanalda ve iç ring hizasında palpe edilen testis, muayene sırasında aşağı çekildiğinde skrotuma indirilemez. Testis torsiyonu normal populasyona göre daha sıktır. Torsiyon gerçekleşirse, kasık ağrısı, kasıkta şişlikte artış ve morluk görülür. İnguinal herni sıklıkla inmemiş testise eşlik ettiğinden bu da göz önüne alınmalıdır.

Doğumdan sonra 12 ay boyunca kendiliğinden inme olasılığı olduğundan 1 yaşa kadar beklenir. Bir yaşa kadar inmemiş olan testis cerrahi olarak indirilir.

            Ayrıntılı anamnez ve dikkatli bir fizik inceleme şarttır. Sıcak ortamda, belden aşağısı tamamen soyulmuş bir çocuğu sıcak ellerle muayene esastır. Tüm inguinal kanalın palpasyonu, testis hissedildiğinde de kibarca tutup skrotuma indirmeye çalışmak sırayla yapılması gereken manevralardır. Ele gelen testis, skrotuma kadar indirilebiliyor ve bırakıldığında tekrar yukarı kaçıyorsa bu retraktil yani utangaç testis olarak tanımlanır. Ameliyat etmeyi gerektirmez. Kremasterik kasların aşırı aktivitesi olarak tanımlanbilecek bu durum çocuğun büyüyüp testisin inguinal kanaldan geçemeyecek kadar hacimlenmesi ile ortadan kalkar.

Eğer inguinal kanalda palpe edilen testis elle skrotuma indirilemiyorsa, o zaman inmemiş testisten bahsedilir.

           

            Riskleri;

1-     Malignite: İnmemiş testis hikayesi olan yetişkinlerde testis kanseri gelişme riski, normal popülasyona göre 10-60 kat fazladır.

2-     Fertilite: İnmemiş testisli hastalarda anormal semen analizi sonuçları vardır. Bulunması gerekenden daha yüksek ısıda duran testislerde atrofi gelişir.

3-     Psikolojik sorunlar

4-     Travmaya açıklık

5-     Testis torsiyonu riski

 

     TEDAVİ:

          İnmemiş testisin tek tedavisi cerrahidir. Doğumdan sonra 12 ay boyunca kendiliğinden inme olasılığı olduğundan 1 yaşa kadar beklenir. Bir yaşa kadar inmemiş olan testis cerrahi olarak indirilir. İnguinal kesi ile inguinal kanalda bulunan testis, diseke edilip çevre dokulardan arındırılır. İnmemiş testiste yüksek oranda görülen fıtık kesesi veya pateny processus vajinalis ayrılıp yüksek ligasyon uygulanır. İndirilen testis skrotum cildi ile tunica dartos arasında oluşturulan poşa yerleştirilir.

 

TAKIP:

            Bir yaş altında saptanan inmemiş testis, olası komplikasyonlar ve kendiliğinden inebilme olasılığı nedeniyle aralıklı olarak kontrol edilmelidir. Operasyon sonrası da özellikle büyük çocuklarda olabilecek malignite riski açısından aralıklı kontrolü uygundur.

 

ÖZET:

           İnmemiş testis, doğumdan itibaren tanı konabilen ve 1 yaşında ameliyat edilmesi gereken bir durumdur. İleri yaşta ameliyat olan olgularda malignite riski kaybolmaz.

 

                                                                                                       

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/11/2006 - Karında ele kitle

Kategori: Cocuk Cerrahi

Çocukluk çağında görülen intraabdominal kitleler genellikle aile tarafından çocuğu yıkarken, severken veya giydirirken fark edilir. Bazen de doktor tarafından rutin muayene sırasında saptanır. Bunun dışında bulgu vermesi enderdir. Kitle intraperitoneal veya retroperitoneal olabilir. Kitleyi hepatomegali veya splenomegali gibi normal organların büyümesinden ayırt etmek gerekir.

Çocukluk çağında intraabdominal kitle saptandığında, kitlenin fark ediliş zamanı, daha önceki hastalık, kaza gibi olayların varlığı ağrı,idrar renginde değişiklik gibi yakınmaların olup olmadığı iyi sorgulanmalıdır. Aileler çeşitli olaylarla ilişkilendirseler de genellikle daha önceden bağlantılı bir olay saptanamaz.

Fizik inceleme sırasında, kitlenin iyi sınırlı olup olmadığı, ağrı varlığı, diğer organlarla ilişkisi, yüzey özellikleri, mobil olup olmadığı araştırılmalıdır. Batın orta hattı geçip geçmemesi, ön tanıda yararlıdır.

 

Wilms tümörü:

Çocukluk çağında en çok görülen renal tümördür. Onbeş yaş altındaki çocuklarda 1 milyonda 8 oranında görülür. Aniridi, hemihipertrofi, inmemiş testis, hipospadias, Beckwith-Wiedemann sndromu, Drash sendromu, Klippel-Treunanay sendromu, Pearlmann sendromu ve bazı sitogenetik anomaliler ile birlikteliği bildirilmiştir.

Wilms tümörlü hastalar, genellikle okul öncesi dönemde, aile tarafından yıkarken veya giydirirken, veya doktor tarafından rutin muayene sırasında karnında şişlik saptanmış, iyi gelişmiş, sağlıklı görünüşlü çocuklardır. Hipertansiyon veya hematüri görülebilir. Fizik muayenede, geniş, iyi sınırlı, düzgün yüzeyli, sert, ağrısız kitle ele gelir. Genellikle orta hattı geçmez. Büyük tümörlerde, nekroz ve intraparenkimal kanama nedeniyle karın ağrısı, ateş ve anemi gelişebilir. Ender olarak ruptüre olup akut batın bulgularına neden olabilir.

Görüntüleme yöntemlerinin kullanılmasında amaçlar:

·          Kitlenin kaynağı

·          Fonksiyon gören kontrolateral renal doku varlığı

·          Bilateral hastalık varlığı

·          İnferior vena kava ve renal venin açıklığı

·          Uzak metastaz varlığının araştırılmasıdır.

Batın ultrasonografisi (US), kitle hakkında ayrıntılı bilgi verir. Direk batın filminde lineer kalsifikasyonlar Wilms tümörü için tipiktir. Opaklı bilgisayarlı tomografi (BT) de kitlenin durumundan başka, fonksiyon gören renal dokunun araştırılmasında yararlıdır. Pulmoner metastazların araştırılmasında BT etkili bir yöntemdir. Fonksiyone böbrek dokusunun araştırılmasında intravenöz pyelografi (IVP) kullanılsa da diğer görüntüleme yöntemleri bu yöntemin önüne geçmiştir.

Cerrahi tedavi:

Cerrahın iki temel sorumluluğu vardır:

1.       Tümör dokusunun tamamen çıkartılması

2.       Uygun bir evreleme yapılabilmesi

Evreleme, hastanın operasyon sonrasında ek tedaviye gereksiniminin belirlenmesi ve prognozunun öngörülmesi açısından şarttır. Cerrahi sonrasında kemoterapide Actinomisin D ve Vincristin kullanılır.

Bilateral Wilms Tümörü:

Bilateral hastalık tedavi ekibini zorlayan bir klinik durumdur. Burada amaç tümörün çıakrtılması dışında fonksiyon gören bir renal dokunun korunabilmesidir. Bunun için parsiyel nefrektomi, neoadjuvan kemoterapi gibi yöntemler kullanılabilir.

 

Nöroblastom:

Çocukluk çağı kanserlerinin %6-10'unu oluşturur. %30 oranında ilk yaşta görülür. 10 yaştan sonra görülme olasılığı düşer. Sempatik sinir sitemi nöroblastlarından geliştiği için, sempatetik hücrelarin bulunduğu her yerde görülebildiği halde, adrenal medulla, nöroblastomun en çok görüldüğü bölgedir.

Nöroblastom genellikle sinsice ilerleyen ve belirsiz semptomlarla seyreden bir tümördür. Kitle veya metastazların prezentasyonu ile ortaya çıkabileceği gibi, halsizlik, kilo kaybı, ateş ve terleme gibi bulgular da verebilir. Taşikardi, yüksek tansiyon gibi bulgular olabilir.

Tanı hikayenin öğrenilmesi ve dikkatli fizik muayene ile konabilir. Laboratuar ve radyolojik inceleme ile biyopsi kesin tanıyı koydurur.

Laboratuar incelemelerinden idrardaki kateşolamin metabolitlerinin tayini yararlıdır. İdrarda HVA ve VMA yüksekliği saptanır. Serum ferritin, LDH ve NSE bakılması da şarttır.

Radyolojik incelemeye direk karın grafisi ve US ile başlanmalıdır. Direk grafide distrofik kalsifikasyonlar görülür. US, kitlenin solid-kistik ayrımında yararlı olur. Ayrıntılı anatomik belirlemeyi yapabilmek için BT daha da yararlı bir tetkik olarak manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gereklidir. İskelet metastazlarını görüntülemek için metaiyodobenzilguanidin (MIBG) izotop çalışması yararlıdır.

Tedavi:

Nöroblastom tedavisi multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Tedavi düzenlemesi kemoterapi, cerrahi ve radyoterapinin koordinasyonu ile olur. Cerrahın tedavideki rolü, gerekirse biopsi yapmak, kitleyi mümkün olduğunca çıkarmak ve vasküler girişi sağlamaktır. Batındaki tümörler, komşu olduğu büyük damarlar ve viseral damarlar nedeniyle güçlük arz eder. Abdominal tümörlerin büyük bölümü üst abdomendedir.

 

Hepatoblastom:

Çocukluk çağında en çok görülen primer karaciğer tümörüdür. Familial polipozis, Gardner sendromu, Beckwitt-Wiedemann sendromu gibi sendromlara eşlik edebilir.

Genellikle aile veya rutn muayene sırasında doktor tarafından batında şişlik olarak fark edilir. Büyüme-gelişme geriliği görülebilir. Ender olarak tümör ruptürüne bağlı akut batın tablosu gelişebilir. Ender olarak erken seksüel gelişime yol açabilir.

Tümörün tanınmasında ve tedavinin gidişini izlemede a-FP yararlı bir tümör markeridir. Hepatoblastomlu hastalarda yüksek seviyelerde görülür.

Tedavi:

Hepatik malignensilerin %46'sı tanı anında rezektabldır. Her iki lobu tutmuş veya çok büyük kitlelere neoadjuvan kemoterapi gerekir. Bundan önce biopsi ile tanının kesinleştirilmesi, tedavi için yararlıdır.

Tümüyle çıkartılabilmiş fetal histolojili hepatoblastomlar adjuvan kemoterapi gerektirmez.

 

Teratom:

Pelvis dışında yerleşen teratomların genellikle retroperitoneal yerleşimlidir. Genelde suprarenal yerleşimlidir. Tüm çocukluk çağı teratomlarının %5'ini oluşturur. Genellikle gastrointestinal sisteme bası yapıp, kabızlığa veya kusmaya neden olan kitleler olarak kliniğe yansırlar. Direk filmde tümör içinde kemik yapılar ve kalsifikasyonlar görülür. Ve bazen teratoid Wilms tümöründen ayrımı zor olur.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/11/2006 - Kabızlık

Kategori: Cocuk Cerrahi

        Kabızlık, dışkılama sayısının ve miktarının azalmasıdır. Genel olarak; dışkı miktarı günde 50 gramdan azsa, çok kuru ve katıysa, ve dışkılama aralığı 48 saatten uzunsa kabızlıktan söz edilir.
Sindirim sistemi aldığımız gıdalardan vücudumuzun ihtiyacı olan maddeleri ayıklar, bunları kan dolaşımına verir ve sindirilmeyen atıkları dışarı çıkarır. Dışkılama günde bir veya iki kez gerçekleşir. Dışkılama alışkanlığı kişinin yaşına, beslenme alışkanlığına ve günlük fiziksel aktivitelerine bağlı olarak değişir. Dışkı, kalın barsaklarda ne kadar uzun süre kalırsa o kadar çok sertleşir ve atılması güçleşir. Normal bir dışkı ne çok sert ne de çok yumuşak olmalı, aynı zamanda da atılması için aşırı derecede ıkınmayı gerektirmemelidir.

 

NEDENLERİ:
• Dışkılama refleksi uyandığı zaman çeşitli sebeplerle dışkılamanın geciktirilmesi ve bunun alışkanlık haline getirilmesi sonucu kabızlık gelişebilir. Özellikle okula yeni başlayan çocuklarda sık görülür. Çocuk sınıftayken tuvaleti geldiğinde izin istemekten utanır ve dışkısını tutar. Bu alışkanlık daha sonra çocuğun günlük yaşantısına taşınır.
• Barsak duvarındaki zayıflıklardan kaynaklanan cepleşmelerin (divertikül) yarattığı tıkanıklıklar, bu ceplerin iltihaplanması (divertikülit) 
• Kalın barsak tümörü gibi barsağı daraltan kitleler 
• Mekanik veya paralitik barsak tıkanması (ileus) 
• Ateş, uzun süren yatak istirahati, karın ameliyatları, yıpratıcı hastalıklar, gebelik 
• Depresyon, endişe hali 
• Anal kanalda yırtık, basur (hemoroid) gibi ağrıya neden olan hastalıklar 
• Sürekli az posalı gıdalarla beslenmek 
• Egzersizden uzak hareketsiz yaşam tarzı 
• Sakinleştirici ilaçlar, aliminyum mide asidini giderici ilaçlar, kalsiyum içeren ilaçlar 

 

TEDAVİ:
• Nedene yönelik tedavi uygulanır. Düzenli tuvalet alışkanlığının edinilmesi, psikoterapi, cerrahi girişim gerektiren hastalarda ameliyat yapılması gibi. 
• Beslenme şeklinde değişiklik yapmak gerekebilir. Bol sebze ve meyve yemek, kepekli undan yapılmış ekmekler yemek, bol su ve sıvı gıdalar almak faydalı olacaktır. 
• Fitil şeklindeki çeşitli ilaçlar günde 1-2 kez makattan uygulanabilir. 
• Makattan yapılan bazı uygulamalarla barsak temizliği (lavman) sağlanabilir. 
• Doktor tavsiyesi doğrultusunda müshil ilaçları ve barsak hareketliliğini arttıran ilaçlar alınabilir ama bu ilaçların sürekli kullanılması zararlıdır.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Web www.blogcu.com

Şermin
Daisypath Ticker